Baş ağrıları
Patlayacak gibi, şişiyor gibi ve tatlı bir ekşilik hissiyatında baş ağrıları Levent yapıldıktan sokaklara kendi sesini bir kere daha duydurduktan sonra gelen o baş ağrıları. Sesini duyururken ki aldığımız o haz. Yağmurlu soğuk günlerde çok kalın olmayan giysilerinle yürüyüş yaparken avazının çıktığı kadar bağarabilmek iyi geliyor insana eee bu kadar bağardın gecenin sonunda bir geri dönüşü olmayacak mı olacak ve bu geri dönüşler seni deli edecek fiziksel olarak iyi hissedecek ruhsal olarak çökmüş bulacaksın kendini başın ağrıyor olacak ama yazmak istiyor olacaksın. Bu durumda yazmak mı iyi gelecek bizlere yoksa her dünki yaptıklarımız mı, düşünmek mi. Yazmak güzel, ama düşünmek daim olacak belkide.
Acımak
Kime, kimlere veya neylere acırız acıma duygumuz nerelerden çıkar. Bunları düşünebilmek gerek. İnsan bir başkasından çok kendine acımalı kendine acıyabilen insanda benim gözümde kendisiyle barışık olmaya çalışan insandır. Kendimize acıyabiliyorsak kendimize üzülebiliyorsak bu iyi bir şey değil mi. Demek ki yapman gerekenleri yapmıyor veyahut yaptıkların yapman gereken şeylerle bağlantısı yok. Bu farkındalığı kazanmak mı iyiydi yoksa hiç haberin yokmuş gibi ben böyleyim diyebilmek mi iyiydi. Salak gibi olmak iyi hissettirebilirdi en azından doğru düşündüğün şeylerin peşinden koşardın amma velakin salak olmadığını anladığın yaptığın şeylerin yapman gereken şeyler olmadığın an salak değil akıllı, zeki hissedebiliyorsun bu iyi birşey mi zaman zaman evet zaman zaman hayır. Bilinmezlikte sürüklenmek iyi olsa gerek sonuçta yolda neler yaptığının pek önemi kalmıyor sonuca bitiş çizgisine geldiğinde, o çizgide birşeylerin farkına varıyor mutlu veya mutsuz hissediyorsun. Bir hedef koyup ilerlemek iyimidir. Tabikide şöyle bir hedef koysak 50 yaşımda mutlu bir hayatım olacak desek 50 yaşına gelene kadar bilinmezlikte sürükleniyor olacağız taki 50 yaşına gelip o anki duruma baktığımızda ya mutlu hissederiz ya da mutsuz. Anlık mutlulukların var olabilmesindeki anlamda uzun süreli bilinmezliklerimizin sonunda yatan mutlu hissetme inancı ve ihtiyacı olamazmıydı. Kendinize acıyın. Bir başkasına yalnızca ve yalnız görüşmeyi kestiğimizde acımamız gerekir. Eğer görüşmeyi keseceksek acımamız gerekir. Biri ile görüşmeyi keseceksek ya anlaşamıyor ya nefret ediyor yada intikam besliyor olabiliriz. Ne zaman o kişideki intikam, nefret duygumuzu hissedip peşine; o daha anlamıyor, bilemiyor, o halen bir çocuk veya kimse kendinden daha önemli değil tarzında düşünmüşsek eğer o kişiye artık nefret, kin ve intikam beslemiyor oluruz çünkü ona acımaya başlamış oluruz. Ve birini unutabilmek birinden nefretini kaldırabilmek için ona acımak gerek. Acımak…
İnançlarımıza Kanıt İstenmesi
Haydi bide düşenelim hergün düşünüp durduk ama bir çare bir çözüm bulamadık hep sevdiğimizi düşündük ama kanıtlama ihtiyacına büründük çünkü karşımızdakiler inanmaktan çok bilmek istediler ne kadar sevdiğimizi nasıl sevdiğimizi inanmak güzel değil miydi bu olayları güzel kılan kendilerine hayranlık bırakan olay sadece inandığımızı bilmek olamaz mıydı hep kanıtlamak mı gerekir sevgimizi saygımızı değer verdiğimizi. Oysaki ben sevginin kutsal büyüleyeci yanını hep şu açıdan sevmişimdir kanıtlanmadan bilmeden sadece inanarak sevdiğimizi göstermemiz gereklidir.
Şimdi düşünür dururum belkide bizler farklı duygularda farklı tatlar almak üzere başlamıştık bu ilişkilere bu heyecanlara onlar ise sadece günlük aylık haftalık ihtiyaçlarını gidermek için bizlerleydi. Sevmek belli bir süreli miydi biri birisini seviyorum diyorsa sevmiyorum diyene kadar mı seviyordur yoksa ömür boyu mu seviyordur. Sonuçta ilk bakışta ilk görüşte kararlaştırırız. İnsanları sevip sevmediğimizi bu yüzden de heyecanlarımız farklı olur ilk görüşte aşk gerçek midir yoksa cinsel tatmin olarak mı hayatımızda yerlerini alır. Pek bilemiyorum yokluğunda çektiğimiz yalnızlık acısı, özlem acısının hiç mi değer kıymeti yoktu sevdiğimiz sevilenimiz tarafından. Ben sizlere diyim belkide çoktan unutulduk yok olduk bizlerde eskiden dinlenilen ama modası geçmiş bir şarkı olduk artık ne açılırız ne de araştırırız. O o dönemin şarkısıydı o dönemin modasıydı gibi der geçerler.
Dostalarım karşımda karanlık bir köşede dururken halen mutlu olma çabaları beni derinden etkileyip üzüyor. Bilmiyorlar şu dünyanın gerçek yüzünü.
Birine güvenebilmek en değerli şey olsa gerek. İnsanlara güven vermekte bir güç olsa bu gücün kimlerinde elinde olduğu çok önemli değil midir. Güven vermek ve alabilmek.
Güven
Güven vermek ve alabilmek. Ne kadar kıymetli her babayiğidin harcı değildir. Her güvendiğin insana da güvenirken yine bir düşünürsün.
İnsanlara güven verebilen insanlar toplumda farklı bir ad ile de sınıflandırılmalı, onlara daha dikkatli bakabilmek için. Bu bir özel yetenek olabilir mi. Tanıdığın insanlara sonsuz verdiğin güven onları kötü ve iyi etkileyebilir. Bunları düşünüp karşındakine nasıl davrandığın önemli 2. Soru. Güven sadece anlatılanları bir başkasına kimseye benden duyduğunu söyleme değildir. Güven her koşulda ve olayda sonsuz kez güvenebilmektir. Onunla gittiğin yerin ıssızlığı kimsesizliği seni etkilememeli. Sevildiğimizi hissetmek istediğimiz insanlarda böyle bir özellik istemez miyiz. Uzun bir ilişkinde sevgiline güvenemiyorsan o ilişki neden devam ediyor diye sormamız gerekmez mi kendimize. Bazen şöyle cevaplarda duyabiliriz ama seviyorum diye. Sevmen hiç birşeyi değiştirmez güvenmekte zorluk çekiyorsan bırakman gereken zaman gelmiştir. Çünkü o ilişki artık sana bir zahmet haline geldiğini farkına varmanız belki çok uzun sürecek belkide hiç farkınıza varamayacaksınız. İlişkilerin hayatlarımızı kolaylaştırması iki tarafında birbirine yardım etmesinden ibaret değil mi. Ne zaman sosyal medya hesaplarımızı birbirimize verdik telefonlarımızı karıştırdık. Aklımıza bir şüphe düştü o an aklınızdan hiç çıkmasın. Ona görede hayatınızda yer almasını istediğiniz insanları yanınızda tutarsınız.

Cevap bırakın