——’e yazmış olduğum yazıların sonu en azından bugün için şuan hissettiklerim için. Kendimden çok uzaklaştım artık kendimle aynı dünyada yaşamıyormuş gibi. Mutlu olmak için kendimizle barışık olmamız gerektiğini savundum ve bunu gerçekleştirmeye çalıştım. Kendime kendimin uzak olduğunu hissettiğimden, kendimle kaldım, yalnız kaldım ve kalmak istedim. Kendi kendime bir şeyler konuştum kendimle dertleştim, kendime güldüm, kendime acıdım. Böyle yaparak tekrar kendime kavuşabileceğime inandım ve mutlu olabileceğime. Bilinmezliklerden korkmayı bıraktım, her ne olursa olsun bir şeyleri değiştirebileceğime, kendi isteklerim doğrultusunda bir hayat yaşayabileceğime inandım ve savundum. Başarılı oldumu pek bilinmez, kanıtlanamaz. Ama iyi hissettirdi zaman zaman bağımlı gibide hissettiğim oldu ve vazgeçemedim çünkü kendimden nasıl vazgeçeyim. Baktığımda her şeyi düşündüm çokça düşündüm; istediklerimi ve istemediklerimi. Bunların gerçekleşmesi için bir şeyler yapmamın gerektiğinin farkındalığını kendime kazandırdım. Nadir bir şeyler yaptım. Bazen mutlu olma düşüncesi beni mutlu etti bazen mutsuzluk içerisinde bulunduğumda, geçirdiğim zorlukların imkansızlıkların gerçekleşebilme inancı ve ümidi beni mutlu etti. En çokta mutsuz olduğum vakitler mutlu hissettim. Çünkü ümidi olmayan bir birey yaşayamazdı. Benim ümidim bendim. Kimseye bağlı değildim ve olmadım. Kendimi mutlu edebiliyordum. Ama aile kurma düşüncesi, gelecek düşüncesi insanı birilerine bağlıyordu ve ben orada kitli kalmıştım çünkü sana bağlıydım. Sen istersen olacaktı benim istemem yeterli olmayacaktı. Ben burada kaldım çözüm bulamadım ve çözüm bulamadıkça sana yakınlaştıkça, sana çözüm aradıkça, kendimi kaybettim artık ne seni ne de kendimi bulamıyorum. Bu bi yandan iyi çünkü kendimi bulabileceğime inanıyorum yani mutluyum. Şimdi ne mi yapacağım. Seni aramayacağım, senin olmanı istemeyeceğim, senin benimle birlikte büyümeni dilemeyeceğim, senin istanbulu benimle tanımanı arzulamayacağım, senin Levent’ de yürüdüğünü hayal etmeyeceğim, senin Levent sokaklarında benim seni nasıl düşündüğümü anlamanı istemeyeceğim. Vazgeçmek, pes etmek olsa gerek. Bu yaptıklarım. Pes etmeyi sevmedim azimle her şeyin gerçekleşebileceğine inandım ve bunları yazarken ilerde bir gün olacakta diyorum. Ben seni kaybetmeyi göze almıştım ki kaybettim zamanında bulabileceğime inandığım içindi. Henüz bulamadım seni sıkıntı yok. Kendimi hep kaybettiğim zamanlarımda olmuştu ama bir süre sonra kendi benliğim ortaya çıkıyordu. Artık çıkmaz oldu ben kendimde farklı benlikler yaratmışım ve hangisinin ben olduğunu hangisi olmak istediğime karar kılamaz olmuşum. Kendimi kaybetmekten korkuyorum demiyorum hep kaybedeyim, mücadelesi güzeldi. İhtimaller çekici kılınmıştı. Ben kendimin kim olduğunu, nelerden hoşlandığımı, nereleri gezmeyi sevdiğimi, nerede zaman geçirmekten zevk aldığımı unutmuşum. Ve kendimi bulamamaktan korkmaya, kendimden terettüp etmeye başladım. O yüzden artık ara veriyorum bu benliğime, kişiliğime bunuda son bir vedaya, son bir yazıya uygun gördüm.
İlerde bir gün o benliğimi (geçmişteki benliğim) hatırlamak için. En doğrusu o benliğimin içinde bulunurken onun zevk aldığı, onun konuştuklarını, onun yazdıklarına yer verdim ve gerçekleştirdim çünkü bu benliğim pasta dilimindeki en büyük kısımda kalıyor ve bunu inkar etmek kendimi inkar etmek olurdu. Sadece o dilimden ibaret olmadığım düşüncesi beni diğer dilimlerime, diğer benliklerime götürdü. Biraz onlar ile olacağım kendimin diğer versiyonları ile birlikte. Bu en büyük dilim belkide zamanla küçülmüştü. Herkese bu dilimi sundum, bu dilimden bahsettim ve onlarda yemiş olabilirdi. Bu da diğer dilimlerimin de potansiyelini ortaya çıkarmış oldu. Evet bu en büyük dilimdi ama belki içinde sadece krema ve çikolatadan ibaretti. O küçük, insanların ve benim görmezden geldiğim dilimimin içinde çileklerin, muzların ve diğer meyvelerin olmadığını bilemezdim. Onlar daha değerli ve daha çok önem verilmesi gereken dilimlerimdi belki işte bunların gerçek olabilme ihtimalinden dolayı ben şuanki benliğimden en büyük dilimimden vazgeçiyorum. Koca bir dilim senin olsun, hatırası olsun, anısı olsun. Zamanında ben yedim, ben tattım diyebilesin diye vazgeçiyorum.
Bizlerde o yarım kalan hikayelerden biri olalım bir sonu olmasın. Unutmaki tamamlanan hikayeler genelde sondan ibaret, ben seninle bir sonumuzun olmasını istemediğimden yarım bırakıyorum, ilerde bir gün olur diyerekten. Ama bunu yaparkende artık sana ayırmış olduğum dilimimi değil benim bile bazen kabullenmekten zorlandığım diğer dilimlerime önem vererekten yapmak istiyorum. Kendine Çok Dikkat Et.
Hep mutlu ol ama mutsuzluğa lanet okuma. En güzel mutluluklar; bilinmezliklerimizin sonunda yatan mutlu olabilme ihtiyacımızdan ve inancından gelmekte. Ne kadar mutsuzsan, iyi hissetmiyorsan bilki çoook daha fazla mutlu ve iyi hissedebilirsin o zamanada ne zaman geleceğim diye kendini karamsarlığa sürükleme. Uzun ince bir yoldaki duraklarından birisiydim sadece. Zaman gösterecek duraktan nasıl ayrılacağını. Ya o yolu benimle gitmek isteyeceksin ya da farklı duraklardaki tanıdığın veyahut tanıyabileceğin insanlar ile gitmek isteyeceksin. Her ne şekil gideceksen Mutlu olabileceğini hiç bir zaman unutma.
Unutama beni, Hatun, Haydi gel içelim, Affet, Değmesin Ellerimiz, Bu akşam, Biliyorsun, Belkide, Issız Adam, Kaybolan Yıllarım, Her şeyi yak, Aşkın olayım, Geceler kara tren, Kimse bilmez, Seni Yazdım, Akdeniz akşamları, Bir beyaz mendil, Kırmış kalbini, Anlamazdın, Arkadaşım, Bütün istanbul biliyor, Bekle dedi gitti, Meyhaneci, Bırak seveyim rahat edeyim…
Son, mutluluğa biraz ara…

Cevap bırakın